.single

Bunlar için: Konu siyasetse insanlık teferruattır! 20 Kasım 2014 yenisafak.com yazısı

Son aylarda üst üste yaşanan maden faciaları ve iş kazaları hepimizin canını yaktı. Fakat haliyle “ateş düştüğü yeri yakar” diye boşuna dememişler! Ateşin düştüğü yerler yanarken bir de o yangın üzerinden siyaset yapanlar bize kalkıp insanlık dersi vermeye çalışmıyorlar mı?

Gariban insanları ya olay anında ya da cenazede manşetlere taşıyanlar, o insanların ne zaman yanlarındaymışlar acaba? Ne zaman o insanların yanlarına gitmişler? Fakat konu siyaset olunca bu tipler için “insanlık teferruat” oluyor. Bize göçükte hayatını kaybeden gariban lastik ayakkabılı amcayı gösterip “bunu savun” diyenlere teessüf bile etmiyorum, sadece gülüyorum.

Evet, gönül ister ki, ülkede her bir birey en iyi şartlarda yaşasın. Lakin en gelişmiş ülkelerde dahi gelir seviyesi düşük insanlar var. Bizim ülkemizde de gariban, fakir insanımız yok mu? Var tabi ve bu insanlarımızın en iyi şartlarda yaşaması için her şey yapılmalı.

Gariban halkın acıları üzerinden siyaset yapanlara soruyorum…

Bu gariban halkı yıllardır bastırıp, ikinci-üçüncü sınıf görenler kimdi? Hadi onu geçelim, bu gariban halkı Ak Parti’ye oy verdikleri için “makarnacı, kömürcü” diye aşağılayan kimdi?  Bu gariban insanların acıları üzerinden siyaset yapmayı biliyorsunuz; peki onlar için ne yaptınız?

Bu insanların acıları olduğu anda ancak haber yaparlar ve klasik halkın içindeki hükümet düşmanları da oturdukları yerden atıp tutarlar.

Bir vatandaş olarak benim çalışmalarıma bakarsanız gece-gündüz demeden Anadolu insanının ayağına gittiğimi, gittiğimizi görürsünüz. Ama tabi bazıları için konu burada o gariban insanlara sahip çıkmak değil…

Bugün o lastik ayakkabılı acılı anne ve baba üzerinden siyaset yapanlar o amca ve teyze normal zamanda yolda yanlarına gelip bir laf söylese belki de azarlarlar. Veya bu amca- teyze yanlarına gelip otursa ne yaparlar? Sabah evinden çıktığında sokakları temizleyen temizlik işçilerine kaç tanesi selam veriyor? Kaç tanesi Soma, Ermenek ve Anadolu’dan geçerken bu insanlarımıza uğrayıp iki lakırdı etmiş, elindekini, cebindekini paylaşmış? Hiç detaya girmiyorum, çoğunuz ne olacağını tahmin etmişsinizdir. Dizilerde dahi işlenen “kapıcı” yani apartman görevlilerine nasıl davranıldığını biliyoruz. Kemal Sunal filmlerinde, kabak karpuzu kapıcıya veren zengin kadını hepimiz hatırlarız.

Bu ülkede sınıf farkını en iyi yaşatanlar bugün bu gariban insanlar üzerinden siyaset yapanlardır. Ve hala “halkın evine topluklu ayakkabıyla girmeyin, düz ayakkabı giyin” diyen bir CHP zihniyeti varken, acılı babaya sahip çıktıklarına mı inanacak bu millet…

Sanki “halk” dedikleri kadınların topuklu ayakkabıları yok! Sanki halk dedikleri insanlar zır cahil ve hiçbir şey görmemişler.

Bu nasıl bir aşağılama, varın siz karar verin…

Halkın seviyesine inmeyi, halka inmeyi 15 santim topuk mesafesinden değerlendirebilen bir zihniyetin insanlığı görüş mesafesi sıfırdır…

Bu zihniyetler ne zaman halka kendilerini değerli hissettirmişler? Bu halk ne zamanki kendini değerli hissetmeye başladı ve öyle veya böyle hizmet görmeye başladı! İşte o zamandan beri inatla iradesinin arkasında duruyor.

Başkalarına “dini kullanıyorlar” derler ama kendileri partice umreye gitmeye kalkarlar. Tabi onlar gittiklerinde, “din adına yapılan bir eylem” olur ve onlar mutlaka çok samimilerdir (!) Ama halkın iradesiyle seçilenler ibadet yapıyorlarsa asla samimi değillerdirler.

Öyle ya; CHP’yi savunanlar aydın gazeteci olur ama Ak Parti’yi savunanlar yandaş medya olur! Tabi CHP’li umreye gidince samimidir, Ak Partili gidince dini kullanmış olur.

Valla kusura bakmasınlar ama kim samimi, kim değil en iyisini Allah bilir. Ve neyin hikaye olup olmadığını da bu beğenmediğiniz halk çok iyi biliyor!

Siz önce Meclis’e ve kamusal alanlara yıllarca başörtüsü ile giremeyen kadınlara açıklama yapın. Ve hala elinizde fırsat olsa kamusal alana başörtü sokmayacağınızı hepimiz gayet net bir şekilde biliyoruz.

Bir İngiliz siyasetçi cumhuriyet ilan edildiğinde; “ Müslümanlara öyle bir tahribat verdik ki, ancak yüz yılda kendilerine gelirler!” demişti.

Bu İngiliz işi biliyor hocam…

Dedikleri nasıl da bir bir oluyor. Ee, tabi adamlar ne yaptıklarını bildikleri için ne zaman neyin olacağınızda biliyorlar. Şimdiki karın ağrıları ise Türkiye’de devrin değişmekte olduğundan dolayıdır. Eskiden bizi dinlemezlerdi çünkü bizzat yönetirlerdi. Şimdi ise dinlemek zorundalar çünkü yönetemiyorlar.

Yıllardır halka tepeden bakanların bugün halkı anlamaları mümkün değil…

Sizler ayakkabı topuklarını indireceğinize, yıllardır havaya kalkan burnunuzu indirseydiniz bu halk nazarında daha muteber olurdunuz!

Evet, “muteber” deyince aklıma Aylin Kotil’in, Bakan Taner Yıldız’ın yani bir çocuğun ellerine keçeli kalemle RTE yazmasını “Bu dövme ne kadar muteber?” diye yorumlaması geldi…

Öncelikle keçeli kalem ile dövme arasındaki farkı öğrenmesini tavsiye ediyorum.  Ayrıca bir anne olarak öncelikle popçular için kendilerinden geçen, orasını burasını boyayan gençlik üzerine konuşmasını öneriyorum. Her şey bir yana, ufak bir kız çocuğu üzerinden siyaset yapacak kadar çaresiz olması da kendi adına ayrıca üzücü…  Vallahi siz o masum kızın eline yazdıklarına takılırsınız, bu halk o minik elleri öpen Cumhurbaşkanına takılır kalır…

Bu halk Recep Tayyip Erdoğan’ı kalbine yazmış, siz hala el üstüne yazılan, yıkanınca silinip gidecek olan yazı üzerinden siyaset yapıyorsunuz…

Ama halkısınız; sizler su üstüne yazı yazarcasına siyaset yaptığınız için bunlara takılırsınız.

Ha birde halkı “Zeytin ağacı” zannedenler var…

Leman Sam’ın bunadığı konusunda düşüncelerim oluşmaya başladı. Yok! Bunamamışsa insani değerleri tamamen yok olmuş diye düşünmeye başlayacağım.

Leman Sam, son olarak “kesilsen zeytin ağaçlarıyla IŞİD’in kestiği insanlar bana göre aynı” demiş …

Uzun uzadıya yorum yapmaya gerek yok, zaten bu hanımın durumu ortada. Bir ağaç değerlidir ama bir insan canını bir ağaca sorma imkanınız olsa, ağaç dile gelip “beni kesin” derdi…

Bu Leman Sam hayatında kurşun kalem de mi kullanmamış! Evinde mobilya da mı yok! Bu kadın çok komik ya!!!

İyiki bu kadına göre bir dünya yok!

Dediğim gibi ben bu kadın artık normal gözle bakmıyorum…

Bazıları keşke ağaç olabilseler! En azından konuşarak insanlığa zarar vereceğine ağaç olarak insanlığa faydaları dokunurdu…

Evet, böyle saçmalıklardan sonra da halk neden RTE’ye takılıp peşinden gidiyormuş?

Yahu bu halk insan ve ağaç arasındaki farkı bilmiyor mu?

Sizler garibanın acısından, bir çocuğun sevgisinden, yani her şeyden bir mana çıkarıp siyaset yaparsanız halk size takar; Recep Tayip Erdoğan’a ve Ak Parti’ye de takılır kalır.

Siz de böyle oturduğunuz yerden topuk mesafesi ayarı yaparak, umreye giderek, galoşsuz eve girerek halkı kazanacağınızı zannedersiniz.

Bu halkın yıllardır derdi ne yüksek topluklu kadınlar ne umreye gitmeyenler ne de namaz kılmayanlar…

Bu halkın yıllardır derdi, kendilerine tepeden bakanlar, seccadesini önünden çekenler, camilerini kapatanlar, başörtülerini çekip çıkaranlar… Yani kısaca kendilerini adam yerine koymayanlar!

Sizler hala bunu anlayamamışsınız ki, halkın ağzına bir parça bal çalacak hareketler yaparak halkı kandıracağınızı sanıyorsunuz.

Ama tabi her zamanki gibi yanılıyorsunuz!

Sizler için konu siyasetse gerisi teferruattır ve bu halk bunu çok iyi anladı. Siz şu saatten sonra ağzınızla kuş tutsanız, Kâbe’ye kanat takıp gitseniz bile bu halkın nazarında muteber değildir.

Bu halka siz “makarnacı- kömürcü- göbek kaşıyan- cahil- badem bıyıklı-çoban-bidon kafalı” gibi lakaplar takarsanız, halk da size işte böyle sandıkta takar!

Artık anlayana…

| Yazar: Sevda TÜRKÜSEV | Kategori: Yazılar | 22 Kas 2014, Cumartesi |
.