.single

Ölü evi yasçısı düğün evi tefçisi” 30 Ekim 2014 yenisafak.com yazısı

Biz milletçe ne zaman bilinçleneceğiz? Okumuşu okumamışı çok konuda aynı seviyede bilinçsiz ve cahiliz. Bazı konularda okumak yetmiyor, bazı konularda vicdan eğitimi şart!

Evet, Karaman”ın Ermenek ilçesinde yaşan madendeki su baskınında 18 can hala çıkarılamadı. “Kader…” diyoruz ama her şey de kader değil. İnşallah olumlu bir haber alınır ama mantık kurallarına göre iyi bir haber olması bir mucize… Allah”tan ümit kesilmez…

İşyeri standartlarında devlet mevzuatı ne kadar sıkı hazırlamış olsa da bu işlerde denetime giden kişiler ile işverenin vicdanı her zaman sonuçları olumlu veya olumsuz etkiler. Devlet denetçiyi denetlemeye kalktıktan sonra bir de üstüne denetçiyi denetleyeni de denetlemek zorunda kalır. Mevzuatın, cezaların eksikleri, fazlaları ayrıca tartışmaya açılır ama burada kişilerin vicdanı asıl sorgulanması gereken şey…

22 yıl tekstil sektöründe, büyük fabrikalarda çalıştım ve yöneticilik yaptım. Uluslararası çalışan firmalarda insan hayatı ve haklarıyla alakalı standartlara harfiyen uyulduğunu çok iyi biliyorum. Neden? Çünkü Amerikalı ya da Batılı, siparişi verdiği firmadan bunları ister, denetler. Gelen denetçi hiçbir eksiğe hatır için göz yummaz; üstelik cezalarıda çok ağırdır zaten. Bu yüzden uluslararası çalışan firmalarda pek böyle büyük kazalar olmaz. Fakat maalesef iş kendi içimize döndüğünde durum böyle olmuyor. İşveren insan hayatı ve sağlığı ile ilgili konularda zayıf. Tüm firmalar için söylemiyorum ama genelde böyledir. Bu iş kazalarının ana sebebi iki şeyden kaynaklanmaktadır.

1- Bizim insanımız genelde denetime çok iyi hazırlanır ama denetim bittikten sonra denetimden geçtiği konulara aynı hassasiyeti göstermez. Denetim aralıklarında maalesef patronun kendi vicdanı esas olandır. Örneğin Karaman olayında torba yasayı arkasına alıp, 6 saat çalışmanın içine yemek saatini koyan işverenin vicdanı gibi… Kanunu esas alıp vicdanını arkaya koyunca işçi de yemek için vakit kaybetmemek için 6 saat toprağın altından çıkmaz.

2- Denetime giden kişilerin, tabiî ki hepsi değil fakat bazıları eksikleri hatır için rapor etmezler. Ya da “bir şey olmaz” deyip, işverenin de “kusurları düzeltme sözü vermesiyle” durumu raporlayıp gerekeni yapmazlar.

Kısacası vicdani veya insani duyarsızlıklar bir araya toplanınca böyle kazalarda can kayıpları kaçınılmaz olur. Devletin standartları uygulamayan işverenlerini her gün, her dakika başlarına adam dikip denetlemesi de imkansız olduğu için burada iş her zamanki gibi bilinçli insanlara kalıyor.

Dedim ya, bizim insanımız bu konularda ne yazık ki, pek duyarlı değil. En basit örneği ile araç muayenesinde arkadaşının arabasındaki yangın tüpü, zincir, ecza kutusunu alınıp araç muayeneye götürülür, sonra geri verilir. Yeri gelmişken bu konuda devletin şöyle bir uygulama yapmasını öneriyorum.

Her aracın en azından yangın tüpü ve ecza kutusu bir barkot sistemiyle mühürle araç plakasına işlenmeli. O gereçler sadece bulunduğu aracın plakasına kayıtlı olmalı. Emin olun böyle veya buna benzer bir uygulama olmadığı sürece bu ufak ama ihtiyaç halinde büyük sorun olacak şeylerin önlemini almış oluruz.

Evet, en basit haliyle durumumuz bu. Bisiklete motosiklete kasksız binenleri hiç yazmıyorum bile!

Öncelikle burada insanların sosyal eğitimi, vicdani eğitimi ve ağır cezalar olmadan işverenleri yola, hizaya getiremezsiniz. İkincisi, aynı şekilde denetime gidenlerin de ne kadar donanımlı oldukları ve denetledikleri sektör hakkında ne kadar tecrübe ve bilgi sahibi oldukları önemli… İşçileri bilinçlendirelim ama işveren onlara o ortamı sağlamadıktan sonra ne fayda! İnsanlar evine ekmek götürmek için her şartı kabul ediyor.

Denetimciler yani devlet acımayacak vuracak kapılarına mührü, kesilecek en ağır cezalar…

Burada şunu kimse unutmasın, devletin mevzuatı ve yaptırımları işvereni denetim tarihinde bağlıyor. Bir sonraki denetime kadar işverenin vicdanı ne kadar ise güvenlik, standartlar, sağlık o kadardır…

Buradan işverenlere sesleniyorum! Elin Amerikalısından Batılısından sipariş almak ve çalışmak için her türlü şeyi yapıyorsunuz da konu kendi ülkenizde, sizin kontrolünüzdeki işler olunca neden boş veriyorsunuz?

Eller isteyince çalıştırdığın insan değerli, iç ticaret olunca kendi insanın değersiz öyle mi?

Hayır, aslında buradaki gerçek şu; işi o kadar kıymetli ki, işi kaçırmamak için insana değer vermek zorunda kalıyor. Fakat iş garantiyse, kontrol kendisindeyse vicdanı ne kadarsa o kadar davranıyor!

Devletin yapması gereken mutlaka birçok şey var ama öncelik işverenin vicdanıdır. Genel müdürlüğünü yaptığım bir patronum bana, “İşçinin parasını vermek için benim altımdaki arabayı satabilirsin…” demişti. Ama bunun yanında öyle patronlar da var ki, çalışanına aylarca maaş vermeyip altında 300- 500 bin euroluk arabayla işe gelir gider…

Sanırım durumu izah edebildim…

Önce insan ise öncelikli vicdan olmalı…

Tabi bir de fırsatçılarımız var. Her olumsuz olayda olduğu gibi mantık üstü teorileri yazmaktan, söylemekten çekinmeyen canlılar var. Bu canlılara da kısaca “insan” diyoruz ama insanlık ne demek, ne kadar vakıflar o da ayrı bir konu.

29 Ekim kutlamaları iptal olsun diye bu olayların kasten yapıldığını düşünebilen gazeteciyi, vatandaşı da bu son trajik olayda görmüş olduk. Demek bunların fırsatı olsa hoşlarına gitmeyen bayramların kutlamalarını iptal etmek için böyle bir şeyler yaparlar mı diyelim şimdi.

Kimin aklına gelir?

Bu vahim olay nedeniyle Cumhurbaşkanı Erdoğan 29 Ekim Resepsiyonunu iptal etti ve olay yerine gitti. Tabii ki, bunu takdir eden olmadı ama söylemlerinin aksine kendileri çalıp oynadılar.

Olay için üzüntülerini belirten “İçim yanıyor…” diyen Kılıçdaroğlu maşallah hiçbir kutlamayı iptal etmedi. Bir de üstüne bugün Diyarbakır”da bir askerimiz karısının yanında vuruldu… Bunlara rağmen Kılıçdaroğlu ve kurmayları ve onların peşlerine takılmış bu cumhuriyetçi geçinenler, Bağdat Caddesi”nde kol kola bayrak sallayıp gülücükler dağıtarak kutlamalara yaptılar. Aylin Nazlıaka da bir defilede mankenlik yaptı!

Ölü evinde yas tutup düğün evinde tef çalmak buna derler sanırım… Ben bir önceki yazımda boşuna “timsah gözyaşları” döküyorlar dememişim…

Yahu düğün evi de bizim ölü evi de bizim…

Yas evcinde düğün kutlama olur mu?

Bağdat Caddesi”nden, Nişantaşı”ndan, İzmir”den Karaman”daki feryatlar duyulmuyor olmalı…

Ama tabi bunlara her şey mübah ya! Onlar bu ülkenin tek sahibiler ya! Cumhuriyeti nasıl kazandık unutmuş olmalılar. Bu cumhuriyet şehit kanlarıyla kuruldu. Sanki Mustafa Kemal bu cumhuriyeti tek başına kurdu! Cumhuriyet denince akıllarına sadece Gazi Mustafa Kemal gelenleri anlamak mümkün değil. Cumhuriyetten önce tarihimiz yokmuşçasına konuşanlara üzülüyorum. Gazi Mustafa Kemal”in bir Osmanlı askeri olduğunu hatırlatmak isterim. TC”nin de Osmanlı”dan kalan topraklar üzerine kurulduğunu da hatırlatmak isterim. Türkiye Cumhuriyetini ve Cumhuriyeti Osmanlı”dan ayırmanız mümkün değildir. Bir başka ülkenin toprakları alınarak TC kurulmadı. Osmanlı”nın yıllarca hükmettiği topraklar üzerine kuruldu.

Bu yüzden tarihini bilmeyen bu Atatürkçüler (!) asla Gazi Mustafa Kemal”i anlayamazlar. Osmanlı”yı zaten hiç anlayamazlar! Bunların anladıkları tek şey aslını inkar edip kendilerine çakma bir kişilik oluşturmak için etrafa saldırıp durmak.

Şunu da kimse unutmasın; 1950″lere kadar bu cumhuriyet, diktatörlükten başka bir şey değildi. İçinde ne halk vardı ne de gerçek manada cumhur vardı. Haliyle halkın tercihleri adeta “yok” sayılmıştı. İşte hala o günlerdeki diktatörlüğe alışmış olanlar, halkın tercihlerine, iradesine tahammül edemiyorlar. Gerçek cumhuriyeti anlayamıyor, demokrasi ve özgürlüklere tahammül edemiyorlar.

Bir millet uyandı ama bunlar hala uyuyor!

Artık anlayana…

| Yazar: Sevda TÜRKÜSEV | Kategori: Yazılar | 22 Kas 2014, Cumartesi |
.