.single

Şehitler için akıtılan “TİMSAH GÖZYAŞLARI” 27 Ekim 14 yenisafak.com yazısı

Öncelikle kalleşçe şehit edilen askerlerimize Allah”tan rahmet, ailelerine sabır ve başsağlığı diliyorum. Başta HDP olmak üzere, çözüm sürecini bitirmek, baltalamak için canla başla çalışanların, şehitlerimizin arkasından yayınladıkları “taziye” mesajlarının sadece timsah gözyaşları olduğunu düşündüğümü söylemek istiyorum. Konu “Kürt meselesi” olsaydı, bir Kürt başka bir Kürdü vurur muydu?

Başta HDP olmak üzere, bu olanlara çanak tutanların meselesi Kürt vatandaşlarımızın huzuru, refahı, hakları değil, bunların meselesi Kürt vatandaşlarımız üzerinden ülkemizin huzurunu kaçırmak…

Fakat şu bir gerçek ki, bu halkın Kürdü, Lazı, Çerezi, Türkü, Boşnak”ı, yani hepsi artık huzur istiyor. Ve halk “İNADINA ÇÖZÜM SÜRECİ” diyor. Bunu gören bazıları da sinirden oraya buraya saldırıyor tabi.

Çözüm sürecinde devlet verdiği bütün sözleri tuttu fakat PKK verdiği sözleri tutmadı. Burada tüm hesapları bozan iki şey vardı. Birincisi Batı ve ABD bu çözüm sürecini bizim başarıyla sürdüreceğimizi hesap etmedi. Bir yerlerden patlak verilecek ve çatışmalar tekrar başlayacak sandılar. Kürt vatandaşlarımızın bu iki yıllık süreçte huzura alışabileceklerini, bunun kıymetini bileceklerini hesaba katmadılar. İkincisi, hükümetin bu çözüm sürecinde bu kadar istikrarlı ve dirençli olacağınıda düşünemediler. Bir sıkıntı çıkacağını, ülkenin tekrar 90″lı yıllara döneceğini sanmışlardı. Ama olmadı; halk ve devlet bu sürece birlikte gönül verdi. Malumların istedikleri olamayınca da 90″lı yıllara ülkeyi döndürmek için kendileri bir şeyler yapmaya karar verdiler. Çünkü Türkiye”de ki huzur ve refah Türkiye”nin gelişimi Batı”nın, ABD”nin asla işine gelmeyecekti. Artık yönetemedikleri, parmaklarında oynatamadıkları bir Türkiye vardı ve bir şekilde tekrar ipleri ellerine geçirmeleri gerekiyordu. Kobani olaylarına bu kadar sahip çıkmalarının asıl sebebi de buydu. Suriye”de onlarca çoluk çocuk katledilirken kılını kıpırdatmayan ABD, şimdi mi vicdana geldi? Türkiye”nin dibindeki Kobani”deki Kürtler için mi, sözümona bu telaş bu çaba? Kimse aptal değil, halk da dahil olmak üzere herkes neyin ne olduğunun farkında. Resim o kadar net ki! ABD ve Batı”nın güdümlüsü bir HDP (ki zaten bunu biliyorduk) ve bu olayları ABD ve Batı”nın ağzıyla yorumlayan bir CHP…

Dün şehit olan üç askerimiz için taziye mesajı yayınlayan HDP”nin asla samimi olmadığını biliyoruz da ya bizim ana muhalefet partimiz CHP ve Kılıçdaroğlu acaba ne kadar samimi?

Hangi yüzle başsağlığı ve üzüntü belirtiyorlar hayret ediyorum!

“Yabancı askere ne gerek var, Türk askeri Kobani”ye girsin!” diyen Kılıçdaroğlu değil miydi? Almanya”nın “Bizim Kobani”de tehlikeye atacak askerimiz yok. Orada askerimizin ölmesini istemiyoruz!” açıklamasını duyunca zaten kimin kime hizmet ettiğini anlamak çok zor değildi.

Şimdi kalkmış Kılıçdaroğlu enselerinden kalleşçe vurulup şehit edilen o yavrucaklar için üzüldüğünü mü söylüyor?

Adama, “bu ne perhiz bu ne lahana turşusu” demezler mi?

Kobani”ye hesapsız yollamayı düşündüğü Mehmetçik sokakta vurulunca mı üzülüyorsunuz? Aynı Mehmetçik Kobani”de vurulmuş olsaydı, olayı normal mi karşılayacaktınız?

Hesap etmeden Mehmetçiği Kobani”ye yollamayı düşünenlerin, şehit olan askerler için çok fazla üzülebileceklerini düşünemiyorum? Kobani”de yabancı askeri değil kendi askerini feda edebilecek kadar vicdan sahibi (!) olanların gözyaşlarına inanmak pek mümkün olmuyor…

ABD”nin yanlışlıkla IŞİD”e yolladığı mühimmatı ya Türkiye yollamış olsaydı! Daha önce iki ağaç için ülkeyi birbirine katmış olanlar, nedense bu konuda hiç seslerini çıkarmıyorlar!

“Kobani”ye Türk askeri girsin…” diye bağıran Kılıçdaroğlu bu konuda sesini dahi çıkarmadı. “ABD, IŞİD”e yardım ediyor…” diye neden çıkıp bağırmadı?

Bağıramaz, konuşamaz, sesini dahi çıkaramaz!

Hepsinin söylemleri sadece “TİMSAH GÖZYAŞLARI” o kadar…

Evet, “İnadına çözüm süreci…” diyen halk ve devlet, inadına bu sürecin arkasında durulacak ve bu süreçte kiminki “AT” izi kiminki “İT” izi” açıkça ortaya çıkacak!

Bu ülkede yaşayan Kürt, Türk, Laz, Çerkez, Boşnak her kim olursa olsun, vatandaşın haklarını ve özgürlüklerini savunacak, temin edecek tek merci Türkiye Cumhuriyeti Devleti”dir.

Çözüm sürecine her iki tarafında ihtiyacı var. PKK çekilmeyi söz verdiği gibi tamamlamadı, şayet tamamlasaydı, rahat dursaydı her şey çok farklı olabilirdi!

Ama olmadı…

*************

25 Ekim Pazar günü henüz haber ajanslarına düşmeden Ankara”da trafik tartışması sırasında başörtüsüne ve kendisine saldırılan Tuğba Hanım”ı Twitter”dan bizler duyurduk. Tuğba Hanım tanıdığımız bir arkadaşımız. Yıllardır birçok başörtülü hanım gibi oda taktığı başörtüsüne hakaret ve tepkiler alıyor. Sabır, sukünet, sakinlik içinde bu saldırganların bu konuları aşmasını bekliyordu. Fakat bu sefer durum sıradan bir hakaret gibi olmadı. Tuba Hanım ile telefonla görüştüm. Öncelikle dik duruşu için tebrik ediyorum. Bir anne, bir eş, bir kadın olarak bu konunun peşini bırakmayacağını söyledi.

Haliyle o kadının direkt başörtüsüne saldırıp başını bir hamlede açmasını, o adamın da kendisine dokunmasını hazmedemiyor. Evet, üstüne birde kadının kocası Tuba Hanım”ı tutuyor ki, karısı daha rahat çalışsın, yani darp etsin. Tüm kamera kayıtlarında her şey olduğu gibi ortada, hukuki süreç başladı…

Bu saldırgan çift, kendilerine hakaret edildiğini iddia etmişler. Ne kadar tanıdık bir savunma biçimi öyle değil mi? Bu pisliği yapanlar hemen tespit ediliyor ve telefon açılıp emniyete gelmeleri isteniyor. Fakat o kadar ukalalar ki, “Şimdi gelemeyiz, sonra geliriz.” diyorlar. Polis gidip almak zorunda kalıyor. Bildiğim kadarıyla bu saldırgan çiftten birisi de ODTÜ mezunuymuş. Bazıları için tahsilin de bir işe yaramadığını bir kez daha görmüş olduk. ODTÜ”den mezun olmak, medeni olmak için yeterli olmuyor demek ki…

Evet, şimdi konu burada ne?

Konu burada sadece sıradan bir trafik tartışmasında çıkan bir kavga mı sizce?

Hayır, o kadar değil…

Yıllardır yazıyorum. Yanımdaki birçok başörtülü arkadaşım taciz ve hakarete uğradı. Bizzat kendim de onları savunmak zorunda kaldım. Bu tip saldırgan hareketler bilinçaltındaki başörtüsüne ve başörtüsüne karşı kin ve nefretin ortaya çıkmasından başka ne olabilir ki?

Neden kadının direkt başörtünse yapışıyor ve başını açıyorsun? Madem sinirlendin, kişiyi darp edersin başörtüsünü değil… Fakat bu saldırgan çift kadını değil, başındaki örtüsünü darp etmeyi tercih etmişler. Çünkü bunların derdi trafik tartışması falan değil; bunların derdi o başörtülü kadını yolda, araba kullanırken, okurken, çalışırken görmek… Sosyal hayatın içinde varlık gösteren başörtülü dindar insanları hazmedemeyenlerin derdi büyük! Yıllardır bu ülkede tek gerçek kendilerini gördüklerinden, her birey için hayatın normalleşmesi her inançtan ve görüşten insanın yaşam alanlarında ortak nefes alması bunların en büyük derdi… Sorsan senden benden Müslümanlar, senden benden Cumhuriyetçiler ve sorsan bunlar Atatürk”ün askerleri (!) …

Bu dışlama, saldırı, aşağılama ne dine nede o savunduğunuz Atatürkçülüğe sığar…

Bu tipler bırakın Atatürk”ün askerleri olmayı, kağıttan asker bile olmazlar!

Arkadaşımızın yaşadığı bu olayda, resmen direkt başörtüne bir saldırı ve darp var…

İlk defa karşılaştığımız bir olay değil ve bu zihniyettekiler birlikte yaşamayı öğrenemedikleri sürece son defa göreceğimiz bir olayda olmayacak.

İstanbul Validebağ korusunun bitişiğindeki cami inşaatı mevzusunu biliyoruz. Bir kısım mahalleli sözümona doğa ve ağaç sevgisi adına cami yapılmasına itiraz ediyor. Bazılarının karın ağrısı da “ezan sesi” duymak istememekmiş. Tabi, CHP vekilleri bu konuda başrollerde yer aldılar. CHP”li vekil Mahmut Tanal”ın bir kadın polisin ağzının içine girecek kadar yaklaşması ve adeta onu sıkıştırmasına ne demeli? Bir erkeğin, bırakın bir kadına, bir insana dahi o kadar yaklaşması ahlak ve görgü kurallarına göre ayıp ve uygunsuz. Eylem yapacaksın diye bir kadını bu kadar sıkıştırmak pervasızlık, edepsizlik, düşüncesizlik değil de ne?

Mahalleliyi de hayretler ve ibretler içinde seyrediyorum…

Bunlar nasıl Müslümanlar, onada aklım ermiyor? İslam”ın 5 farzından birisi olan namazın kılındığı mabedin yapılmasına itiraz etmek, bunun için eylem yapmak “Ezan sesi duymak istemiyoruz!” demek, hangi Müslümanlık kavramı içine sığar…

Bir Müslüman, hoşuna gitmesede bu konuda en azından tepkisiz kalır. Bir ibadethanenin yapılmasına taşla sopayla karşı durmak bir Müslümana yakışır mı?

Başörtülüye saldırırlar, cami yapılmasına karşı eylem yaparlar, kurban kesilmesini canilik diye yorumlarlar…

Ee, bunları inandığımız dinin içinden çıkardığımızda geriye imanımızdan ne kalır ki?

Yazık, vallahi çok yazık…

Çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede, etrafta çokça cami görmek kadar doğal bir şey yok. Biz çoğunluğu Hıristiyan olan ülkelere gittiğimizde adım başı gördüğümüz kiliseleri hiç garipsemiyoruz, çünkü gayet doğal.

Çok merak ediyorum; şayet oraya bir kilise yapılsaydı CHP”li vekiller ve bazı mahalleli aynı tepkiyi verir miydi?

Gerçekten çok merak ediyorum.

Bu halk bu sahneleri çok gördü. Bizler de meselenin ağaç ve doğa sevgisi olmadığını Gezi”de çok iyi anladık. O zaman başrollerde kimler vardıysa bugün de yine onlar karşımızda…

Evet, ezan seni duymak istemeyenler ya da cami istemeyenler içinde zamanı geldiğinde bir cami, bir ezan, bir sela okunacak ve hepimizin mezarının başına bir kuru ağaç dikilecek.

Artık o zaman ağaç mı kurtaracak; yoksa ezana, camiye, ibadetlere saygı ve tabi olmak mı, hepimiz göreceğiz…

Artık anlayana…

| Yazar: Sevda TÜRKÜSEV | Kategori: Yazılar | 22 Kas 2014, Cumartesi |
.