.single

Üniversite mezunu cahillerin yarışı… 6 Kasım 2014 yenisafak.com yazısı

Televizyonlarla başlayan toplumu zehirleme sürecinin sosyal medyayla tavan yaptığı günlere geldik. En kötüsü de normal ailelerin eskiden sosyetik hayat dediğimiz her türlü aşırılığı “ayıp” olarak nitelendirirken şimdilerde aynılarını kendileri yapmak için adeta yarış halindeler.

Üniversite mezunu, yüksek lisans yapmış, iki dil bilen kızların şöhret olmak adına katıldıkları yarışma programlarında nasıl basitleştiğini görünce, “Bunların anaları babaları yok mu?” diyorsunuz. Kendilerini tanıtırken tahsillerini bir meziyet olarak anlatıp, ilkokul çocukları gibi birbirlerini yemeleri jüri tarafından aşağılanmalara tahamüllerinin tek bir açıklaması olabilir; oda “CEHALET…”

Resmen, “üniversite mezunu cahillerin yarışını” seyrediyoruz.

Birde her yarışmada bir tip bulunuyor ve o tip üzerine kurgular yapılıyor, açıkça bir oyun sahneleniyor. O zavallı üniversite mezunu tiplerde kullanıldıklarından habersiz, şöhret olacaklarını sanıyorlar. Bu ülke ne Caner”leri, Semra Hanım”ları, Sinem”leri ve intihar eden Ata”ları gördü! Onları da bir güzel kullanıp attılar; sonrası hüsran ve acı…

Boşuna söylemiyoruz; tahsil ile eğitim çok farklı şeyler. Toplumu yıllardır diziler, magazin programları, evlilik programları, filmlerle zehirlediler. Modernlik dedikleri şeyle gayri ahlaki hayatları, davranışları meşrulaştırmaya çalıştılar. Magazin programlarında sanatçıların örf, adet, inanç, değer kavramlarının dışındaki hayatlarını halkın gözünde normalleştirdiler.

Bu hafta “sevgilisinden” evlilik dışı hamile kalan bir oyuncuyu televizyon kanallarında hemen herkes hayırlama yarışındaydı. Evlilik dışı çocuk sahibi olan ilk kişi değil bu oyuncu ve maalesef sonda olmayacak! Fakat burada acı olan bunun normal bir şeymiş gibi halka arz edilmesi…

Geçen yıl Meryem Uzerli”nin olaylı evlilik dışı hamileliğini hatırlarsınız. Sevgilisinden hamile kalıp iğrenç bir röportaj vermiş, demediğini bırakmamıştı. Kendisinden habersiz hamile kalan Uzerli”ye tavır alan sevgilisi yüzünden magazin camiasının Meryem Uzerli”yi, bir “MERYEM ANA” ilan etmediği kalmıştı. Sonra ne oldu? Adam çocuğuna sahip çıktı; zaten hiçbir zaman “sahip çıkmayacağım” da dememişti. Ama bizler orada annelik gibi kutsal bir olayı magazine ve kendisine malzeme eden bir anneyi seyretmiş olduk.

Modernlik ve eşitlikler adına kadınların geldikleri nokta gerçekten çok ürkütücü…

Eskiden kadınlar aldatılmayı hazmeder ve kocasını kabullenirdi. Şimdilerde erkekler aldatılıyor ve karılarını kabullenip aldatılmayı bir güzel hazmediyorlar. Hatta üstüne birde karılarını pahalı hediyelerle adeta ödüllendiriyorlar.

Yuppiii…

Ne güzel eşitliği (!) yakaladılar.

Bu gayri ahlaki eşitliği yakalamak için neleri verdiğimizin farkında mıyız acaba?

Bir dizide geleneksel “sıra gecesi” adeta katledildi. Yöresel kadınlarımıza sıra gecelerinde rakı içirip erkeklere kavga ettirdiler. Üstüne birde güya şehirden gelen kadınlara sıra gecesini alay konusu yaptırdılar. Öncesinde ve şimdilerde sıra gecelerinde kadınların içki içtiği asla görülmemiş. Bu tip dizilerde doğu, Güneydoğu ve Anadolu halkı hep aşağılanır. Aynı dizinin çocuk oyuncusuna biçtikleri rol ise; entrika, yalan, tehdit yani bir çocuğun yapmaması gereken ne varsa onlar. RTÜK, bunlardan dolayı bu diziye ceza vermiş. Malum “Pis Yedili” dizisini defalarca yazdık. Maalesef dizilerin %90″ı bu halde…

Evet, televizyonlarda halkın gözünün içine bunları soktuğunuzda, normal halk da “Aman bak bir şey olmuyor!” deyip ayarını kaybediyor.

Bir tarafta “hamile kalırım doğrurmam”cılar” diğer tarafta “hamile kalırım doğururum”cular…”

Bu konular üzerinde biraz eleştirmeye kalktığınızda da “insan hakları, herkes istediği gibi yaşar” diye sokağa çıkarlar. Konu gerçekten “herkesin istediği gibi yaşaması” olunca gerçek yüzleri ortaya çıkıyor.

Toplumu, özellikle seksenli yıllardan bu yana önce dizilerle, arkasından sosyal medya ile ufak ufak zehirlediler. Milleti “dizi- yarışma- evlilik programı- magazin” manyağı yaptılar. Aileler çocukları meşhur olsun diye her türlü aykırılığı mubah görür hale geldi. Kızını, sokakta bir erkekle öpüşürken gören anne-baba kıyameti koparır ama dizlerde oynatıp öpüşen kızına “Aferin!” der hale geldi. İşin ucunda şöhret ve para olunca ahlaki dengeler nasılda yerini menfaat dengelerine bırakıyor. Adam karısının barda alkollü mekânda minilerle, dekoltelerle sahneye çıkmasına göz yumuyor; karısına laf atıldığındaysa olay çıkarıyor. Normal kafa dahi o ortamda o kıyafetle normal bakmayabilirken alkollü kafa karına-kızına “bacım” mı diyecek Allah aşkınıza?

Dizide eşinin başkasıyla öpüşmesini sanat olarak nitelendiren, normalde başkasıyla öpüşse olay çıkarır. Fakat tabi sonradan affedilme durumlarını da yabana atmamak lazım. Tensel temasın olduğu yerde her şey olabilir kardeşim. İnsan bu; etten, kemikten, duygudan ibaret… Kaldı ki, evli oyuncuların boşanıp dizide öpüştükleriyle evlendiklerine de şahit olduk, öyle değil mi?

Din adına yapılanlara “din istismarı” derler ama gayri ahlaki hareketlere “ahlak istismarı” demezler!

Yarışmalarda maymuna çevirdiklerine ” insan istismarı” demezler!

Çocukları yarıştırmalarına “çocuk istismarı” demezler!

Kurgulanmış evlilik programlarına “evlilik istismarı” demezler!

Dizilerde aile içi çarpık ilişkilere “namus istismarı” demezler!

Neden demezler? Çünkü zaten istedikleri bu! Toplumu inançlarından, değerlerinden, örfünden âdetinden koparıp adeta bir canavar haline getirmek…

Evet… Kimse kusura bakmasın ama medya, aile kurumunun baş düşmanı haline geldi. Şunu kimse unutmasın; birileri ceplerini doldurup zengin olup, kendi ve çocuklarının hayatlarını kurtarırken toplum hayatını kaydırıyor. Ve toplumun ne olacağı hiç umurlarında bile olmuyor! Bu üniversite mezunu yüksek lisans yaptım diye hava atan meşhur olmak için kendilerini yerle bir eden tiplerin yetiştirdikleri çocuklardan hayır mı bekleyeceğiz!

Sonuç: Belli ki, programcılar insafa gelmeyecek! O halde acilen RTÜK daha keskin tedbirler almalı… Tahsilli ama cahillerin bir memlekete ne faydası olabilir ki? Halkı eğitici programların belli saatlerde konulması şart olmalı… Yoksa sadece cehalet değil, huzur evinde evladını bekleyen ama gelmeyen birçok anne-babayı göreceğiz. İnsanların hayatından inançlarını alırsanız vicdanları da yok olur gider.

Artık anlayana…

| Yazar: Sevda TÜRKÜSEV | Kategori: Yazılar | 22 Kas 2014, Cumartesi |
.